ATEŞİN ŞARKISI
ATEŞİN ŞARKISI
Yazar: Tess GERRITSEN
Yayınevi: Martı
Sayfa Sayısı: 303
Değerlendirme: 7/10
Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere beni yazarıyla
tanıştıran, beklentilerimi karşılamayan, okumaya başladığımda böyle bir hikâye
okuyacağımı hiç düşünmediğim, gerileceğimi sandığım ama hiç gerilmediğim bir
kitaptan “Ateşin Şarkısı” ndan bahsedeceğim. Kitap tahlili ve yorumuna
geçmeden önce yazarımızdan bahsetmek istiyorum.
Tess Gerritsen 1953 yılında Kaliforniya’da doğdu.
Stanford Üniversitesi’nde antropoloji konusunda lisans eğitimi aldıktan sonra
Kaliforniya Üniversitesi’nde tıp bölümünü tamamladı. İlk kitabını doktorluk
yaparken, doğum iznine ayrıldığı sırada yazan Gerritsen yazarlık hayatına
başlamış oldu. Eleştirmenler ve okurlar tarafından korku-gerilim edebiyatının
kraliçesi olarak nitelendirilen yazarımızın kitapları 40 dile çevrildi ve dünya
genelinde 25 milyondan fazla okura ulaştı. Hekimlik hayatını bırakıp tüm zamanını
yazmaya adayan Gerritsen, Amerika, Maine’de yaşıyor.
“Neden her şeyin en iyisine, bir numarasına bu kadar meraklıyız?”
Müzisyen olan Julia, İtalya gezisinde alışkanlığı olduğu
üzere eşine ve çocuğuna hediye alır kendine de bir müzik kitabı alır, kitabın
içinden bir kâğıt çıkar. Eve döndüğünde kâğıdın üzerinde yazan besteyi çalmaya
başlayan Julia, kızının kendine saldırdığını görünce şok olur. Kızının değişen
huyunu ve saldırganlaşmaya başlamasına bestenin sebep olduğunu düşünür bu
büyülü besteyi yazan kişinin kim olduğunu araştırmaya başlamasıyla olaylar
birdenbire değişir.
“Sonuçta hepimizin umudu unutulmamak değil
midir?”
Kitap geçmiş ve gelecek arasında bir döngüde ilerliyor.
Aslında okurken bir bestenin hikâyesini bir Julia’nın hikâyesini okuyoruz. Ben
okumaya başladığımda gerilim-polisiye tarzı bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm
ama hiç öyle olmadı. Kitap aslında Yahudi soykırımını anlatıyordu. Bu
soykırımın içinde yaşanan bir aşk hikâyesini okudum. Ayrıntıları kopya verip
okuma zevkini kaçırmamak adına vermiyorum. Hitlerin yaptıklarını bildiğim için
sonunun nasıl olacağını biliyordum ama Julia ile nasıl bir bağlantı kurulacağını
merak etmem kitabı meraklı bir hale getirdi.
“Nereye gittiğini göremiyorsan, varacağın yer
neresi bilmiyorsan, geçen her saat sonsuzlukmuş gibi gelir.”
Kitap, Yahudilere yapılan zulümleri gözler önüne
seriyordu. Onlara yapılan her şeyin şuan da Gazze’ye yapıldığını fark ettim.
Kitapta ateşte yanan insanlar vardı şimdi de aynısını bez çadırlara tonlarca bomba
atıp yangın çıkartarak yapıyorlar. Ateşin içinde koşan çocukları görüyoruz.
Toplama yerlerinde acıktıklarında camlardan yardım atan insanları anlatıyordu
kitap. Gazze şimdi o kadar şanslı değil yüzlerce kişi açlıktan ölüyor. Yemek
vereceğiz diyerek çağırdıkları insanları öldürüyorlar. Bu kadar acı yaşayıp
sığındıkları ülkeyi yerle bir eden ve burası bizim deyip sahiplenen Yahudilerin
acılarına inanmıyorum. Acı çekenin bin katı acı çektirmesi bana acılarındaki
samimiyeti kaybettiriyor. Çeşit çeşit işkence gören bir millet gün gelince
suçsuz insanlara daha beterini yapıyor oysa onca acıyı yaşayan bir topluluk olarak dünyanın
hiçbir yerinde aynı acılar yaşanmamalı demeleri gerekmez miydi? İnsanlıklarını
kaybedenlerden çok şey bekliyorum galiba.
“Mevsimler tarlalarda kaç cesedin yattığına
bakmaz. Çiçekler açarlarsa açarlar.”
Genel olarak kitabı vasat buldum. Daha iyi kitaplar
okumuştum. Gerilirim diye elime aldığım kitabın aşk hikâyesi olduğunu bilseydim
okumazdım. Polisiye diye bekledim ama son kısım dışında hiç polis yoktu. Yahudi
soykırımını anlatan bir kitap olduğunu bilseydim okumazdım. Gazze’de yaşanan bunca
zulüm varken Yahudilerin ne yaşadıklarını okumak şu an bana iki yüzlülük gibi
geliyor. Kitabı okudum size okuma konusunda bir şey diyemeyeceğim. Seçim sizin.
Hoşça kalın…



Yorumlar
Yorum Gönder