KIZIL KAPI / GAZZE'NİN HAFIZASI - İNSAN

 

     KIZIL KAPI / GAZZE’NİN HAFIZASI 

                           -İNSAN-

 

Yazar: Kolektif

Yayınevi: Ekin

Sayfa Sayısı: 239

Değerlendirme: 9/10

 

Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere çağımızda yaşanan soykırımı hafızamıza nakşetmek için üç kitap olarak kaleme alınmış serimizin ilk kitabı olan, Filistin davasını kahraman insanlar üzerinden anlatan ve Filistin’in I. Dünya Savaşı’nın bitmeyen bir cephesi olduğunu vurgulayan, imanlarına, tevekküllerine, sağlam duruşlarına imrenerek baktığım, tereddütsüz teslimiyeti bana öğreten, hikâyeler farklı da olsa yaş ve cinsiyet fark etmeksizin davaları aynı olan ve bu uğurda can vermeyi, şehadete yürümeyi sabırsızlıkla bekleyen yiğitleri anlatan, hayata bakış açımı değiştiren bir kitaptan bahsedeceğim. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Bu sebeple unutup gittiklerimizi bize hatırlatacak Gazze’nin hafızasındaki o acı anıları unutmamak için okunması gereken çok kapsamlı ve nadide bir eserden “Kızıl Kapı/Gazze’nin Hâfızası-İnsan” dan bahsedeceğim. Eserin tek bir yazarı yok, Filistin için duyarlı ve onurlu yirmi dokuz yazar tarafından kaleme alınmış. Her yazar bir şahsiyeti kendi perspektifinden tanıtmış. Okurken her bir yazarla Gazze’ye farklı bir pencereden bakıyoruz.




“Hürriyetin kızıl bir kapısı vardır ki / Onu ancak kana bulanan eller açar.”

 

“Gazze’deki hayat, hiçbir hayale yer bırakmaz.”

 

Kitap, İsmail Heniyye, Yahya Sinvar, Muhammed Deyf, Ebu Ubeyde, Halid Meşal, Halid Nebhan, Hüsam Ebu Safiyye, İsmail el Ğul, Şaban Ahmed vb. gibi kahramanların hayatlarından bahsediyor. Hepsinin ortak özelliği canını malını ve sahip olduğu her şeyi Allah ve Resulü için, dini, vatanı için düşünmeden feda edebilmeleri. Hepsi işi gücü olan zeki çalışkan insanlar, kendilerini savaşın ortasında bulsalar da asla zorlanmıyorlar. Bu sebeple günümüzün sahabileri diyoruz onlara. Kitap ayrıca gazeteci, doktor, hemşire, yazar, psikolog, şair ve ressam gibi nice yetenekli insanların savaşın gölgesinde dahi mesleklerini en güzel şekilde yaptıklarını hiçbir koşulun onları engelleyemeyeceğini aksine daha da güç verdiğini gözler önüne seriyor.

 

“Yahya Sinvar: Dünyadan adalet beklemeyin, çünkü ben nasıl dünyanın acımız karşısında sessiz kaldığına şahit olduysam siz de olacaksınız. Adaleti beklemeyin, adalet siz olun. Filistin hayalini kalbinizde taşıyın ve her yaradan bir silah, her göz yaşından bir umut kaynağı edinin.”

 

“Zira haklı bir sözden güçlü ne olabilirdi ki dünyada? Bir şiirin mısrası ya da bir öyküde geçen cümle, en gelişmiş silahlardan daha büyük etki bırakmıyor muydu?”


Gazzeli kardeşlerimizin hayatlarını okumak insanı gayrete getiriyor. Onlar gerçek manada Allah için cihat ediyorlar. Eğer normal şartlar altında yaşasaydılar, işgal güçleri hayatlarını mahvetmemiş olsaydı onlar da normal bir yaşam sürecekti. Üniversitedeki akademik başarılarına bir yenisini ekleyecek, dostlarıyla spor yapacak, sevdikleriyle vakit geçireceklerdi. Zalim, vahşi, insanlığın kanseri olan İsrail onlara saldırdığı için keyfi ölümlerle mücadele ettiler. Bu dünyanın bütün güzelliklerinden Allah için vazgeçtiler ve şehadet gibi bir makam kazandılar. Kitabı okudukça beni en şaşırtan şey ölüme bu kadar alışkın olmaları ve ölümle dost olmayı başarmış olmalarıydı, şehitler için üzülmemek gerektiği, aksine düğün oluyormuşçasına tebrik etmek gerektiği vurgusunu yapıyorlardı. Yoldaşları, dostları, aileleri kim ölürse şehittir mübarek olsun deyip davalarına devam ediyorlar. Bu durumda ben olsaydım uzun bir yas sürecine girerdim galiba. Aramızdaki iman farkı da buradan belli zaten. Tevekkül ve teslimiyeti onlar kadar beceremiyorum da ondan bu üzülmelerim.

 

“Hedefi gözünde büyütenin yürüyüşü yavaşlar.”

 

“Batı’nın ve uluslararası kurumların övmeye doyamadığı basın yeleği, Gazze’de olunca koruyamıyordu gazetecileri.”

 

Kitabı okurken her yeni sayfada bir kahramanı okuyorum ve en üzücü ve yıkıcı bu kahramanın hayatıydı diyorum. Altı yaşındaki Hind’in arabada kurşunlar arasında kalarak can vermesi beni çok üzdü diye düşünürken hemşirelik görevi bitince çadırında soğuktan donarak vefat eden Ahmed’in hikâyesi acımı katlıyor. Yemek almak için sıraya girip tencerenin içine düşerek yanıklar sonucu vefat eden Abdurrahman’ı okuyunca üzüntüm dayanılmaz bir hâl alıyor. Sonra Adnan el- Burş’un hayatını okuyunca yine üzülüyorum. Muhteşem bir zekâ, yetenekli bir doktor, vahşiler tarafından eziyetle öldürülüyor. Yaşasa ülkesi için kaç insanın yaralarını sarardı kim bilir, şehadetiyle gönlümüze yara açtı. Her hikâye bir öncesinden daha acı daha üzücü. Din, vatan aşkına şehadete yürüyen kahramanlar kitabında acılarda üzüntülerde kıyaslanmıyor. Hepsi bir diğerini perçinliyor.

 

“Güç, çoğu zaman, keder için bir maskedir.”

 

“1935’te İngilizlerin şehit ettiği İmam İzzettin Kassam terörist miydi? Hacı Emin el-Hüseyni terörist miydi? Şeyh Ahmed Yasin terörist miydi? 70 yıldır bebek öldüren İsrail terörist değil de bu köpeklere direnen Hamas mı terörist?”

 

Başta Dr. Ömer Fervana olmak üzere Gazze’deki bütün doktorlar alanlarının en iyileri. Kendilerini geliştirmek için ülke ülke dolaşan müthiş zekalar ve öncüler. Böylesine güzel, yetenekli, dünyaya her anlamda katkı sağlayabilecek insanları akılsız, şuursuz, vahşi ve zalim insanlar(!) tarafından öldürülmesi kabul edilemez. Nerede doktorların dokunulmazlığı? Nerede insan hakları? Sadece belli ülkelerin haklarını savunup geri kalan coğrafyalar için kılını kıpırdatmayan bir topluluktan bir şey ummak ya da bir beklentiye girmek bizim cahilliğimiz, safça isteğimizden başka bir şey değil gerçi.

 

“Gazze’nin sokaklarında öğrendim ki insan, yaşıyla değil, vatanı uğruna yaptığı fedakârlıkla ölçülür.”

 

“Su kuyruğuna girip annelerine su taşıyan çocuklar mı terörist? Ağzının kenarından şehadet şehadet süt akan bebekler mi terörist? İki şehit başın arasında Hz. Hacer gibi acıdan acıya koşan anneler mi terörist? Evlatlarının kanlı gömleğini arşa kaldırıp Yakupça ağlayan babalar mı terörist?”

 

Genel olarak kitabı çok beğendim. Böyle bilgilendirici ve kapsamlı bir seriye ihtiyaç vardı ve bu anlamda çok yararlı olacağı kanısındayım. Sosyal medyada, videolarda gördüğüm ama tanımadığım kahramanların hayatlarını okuyor olmak beni çok mutlu ederken, bunca acıyı çekmeleri beni çok üzdü. Kişiler anlatılırken yazılar fotoğraflarla desteklenmiş bu da bizim, kahramanı tanımamız açısından çok iyi olmuş. Yaşarsak yaşama merhaba, ölürsek ölüme merhaba diyen kardeşlerimizi okumak beni çok eğitti ve değiştirdi. Ben severek, öğrenerek okudum umarım sizlerde hayatınıza dokunacak bu seriyi ve serinin ilk kitabı olan bu kitabı okursunuz. ÖZGÜR FİLİSTİN için dua ederek yazımı sonlandırıyorum. Serinin ikinci kitabında görüşmek üzere.

Hoşça kalın…

Yorumlar

Popüler Yayınlar