KIZIL KAPI / GAZZE’NİN HAFIZASI -SEMBOL-
KIZIL
KAPI / GAZZE’NİN HAFIZASI
-SEMBOL-
Yazar: Kolektif
Yayınevi: Ekin
Sayfa Sayısı: 272
Değerlendirme: 8/10
Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere serinin ikinci kitabı
olan, Filistin için sembollerin ne olduğunu ayrı başlıklar altında inceleyen,
dava için sağlam bir yürek vurgusu yapan, gayrimüslimleri İslam’la
şereflendirirken Müslümanları da eğiten, onlara imanın ne olduğunu öğreten
Filistin halkını ve sembollerini anlatan bir kitaptan bahsedeceğim. Hafıza-i
beşer nisyan ile malüldür. Bu sebeple unutup gittiklerimizi bize hatırlatacak
Gazze’nin hafızasındaki o acı anıları unutmamak üzere hafızamıza kaydetmek için
okunması gereken çok kapsamlı ve nadide bir eserden “Kızıl Kapı/Gazze’nin
Hâfızası-Sembol” den bahsedeceğim. Eserin tek bir yazarı yok, Filistin için
duyarlı ve onurlu kırk yazar tarafından kaleme alınmış. Her yazar bir sembolü
kendi perspektifinden tanıtmış. Okurken her bir yazarla Gazze’ye farklı bir
pencereden bakıyoruz.
“Umutsuzluk hazin bir teslimiyetin
konforudur; kıyamet, umudun tükendiği andır.”
Kitap, ayrı ayrı başlıklar altında kefiye, zeytin ağacı,
bayrak, karpuz, ters kırmızı üçgen ve çadırlar gibi Filistin’in unutulmaz
sembollerinden bahsediyor. Her bir sembol bir devrim niteliğinde, örneğin karpuz.
Karpuzun Filistin’i hatırlatması sebebiyle satışının yasaklandığı ülkeler var.
Bir dilim karpuzun koca bir davayı temsil edebilme gücünden çok güzel
bahsedilmiş. Kafirlerin yüreğindeki korku, onları bir dilim karpuzdan korkacak
hale getirmiş. Onların aksine İman dolu yürekler Sniper tarafından öldürüleceğini
bilse de Filistin için, Gazze için mücadele etmekten vazgeçmiyor.
Filistinlilerin bu cesareti bana Bediüzzaman Said Nursi’nin “İman hem nurdur
hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve
imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir.” Sözünü hatırlatıyor.
“ABD’den silah gücünden başka yüreğinde zerre
cesaret kırıntısı bulunmayan İsrail’dir enkaz altında kalan.”
“Bazı şeyleri anlamak için yaşamak
kaderindir.”
“Seyyid Kutub der ki: Kalem sahipleri çok şey
başarabilirler; yeter ki söylediklerini kanlarıyla ve canlarıyla beslemeye
hazır olsunlar.”
Annesinin karnında şarapnel parçasının isabet etmesiyle
şehit olan bebeğin ne suçu var? Annenin, babanın suçu ne? Vahşi insanların
zevki için öldürülmelerinden başka bir sebebi yok. Elektriksiz, ilaçsız,
ekipmansız doğum yaptırmak hem de hastanın ölebileceği ihtimaliyle çaresizce
bunu yapmak, peki neden? Hiçbir nedeni yokken bunca acıya maruz kalmaları çok
üzücü. Bunca acıya rağmen çok dayanıklılar, sonsuz tevekkülleri var. İhlasla
dua edip sonucunu Allah’tan beklemeyi yani tam tevekkül etmeyi Gazzeli annelerden
öğrenmeliyiz. İlaç bittiğinde Kur’an-ı Kerim’i suya okuyup uyuz olmuş çocuğunun
cildine sürmesi tedaviyi doğrudan Allah’tan istemesi ve sonucunda Allah’ın
şifayı vermesi, ihlasla yapılan duanın kabul olmasının en bariz örneği.
Dualarımızın kabul olmamasının en önemli sebebi belki de ihlasımızın
olmamasıdır. Kitabı okudukça, her satırda çok az şükrettiğimi fark ediyorum,
bazen baş ağrısına bile tahammül edemediğimi hatırlayıp kendimden utanıyorum.
Okudukça cehennemin varlığına şükrediyorum, bunca acıya sebep olanların tarifsiz
azaplar çekeceklerini bilmek insanın içine su serpiyor.
“Çoğu zaman baktığımız yer, asıl görmemiz
gerekenleri örten bir perde oluyor, bizi gerçeklerden daha da uzağa düşürüyor.
Bir yanımızla bakar körleriz artık, bir tarafıyla bir körleşme çağının
insanları…”
“Nereye kaçacaksın yazılmış olan ölümden?
Yazılmamış ölüm, seni bulsun nereden?”
Gazze’yi düşününce, orayla ilgili böyle vurucu kitapları
okudukça görüyorum ki bizim dünyamız çok lüks, hayatın her alanı için oldukça
şımarığız. Bizim için sıradan olan ekmeğin kardeşlerimiz nazarında altından
kıymetli olması çok üzücü. Gerçi hangisi daha üzücü bilemiyorum, onların ekmek
araması mı? Bizim ekmeğe olan şükürsüzlüğümüz mü? Ya da mesela cenaze, dünyanın
her neresinde olursa olsun insana hüzün ve ayrılık acısını anımsatır. Ama
Gazze’yi gördüğümden beri kapıya gelen cenazenin, namazı kılınan, helalliği
alınan ve bir mezarı olan cenazenin ne kadar değerli olduğunu anladım. Acı
verici de olsa bir mezarın başına gidebilmek de bir şükür sebebi. Gazze’de bir
bina enkazında aynı aileden elli iki kişinin olduğunu ve iki yıldır oradan
çıkarılmadıklarını görmek, bir mezarın varlığına şükredecek hale getiriyor
insanı. Gazze olmasaydı mezarlıkların varlığına şükretmek aklıma bile gelmezdi.
Şükredecek ne çok şeyimiz var.
“Dünya gökyüzünden bakıldığında küçücüktü.
Varsayılan sınırlarsa bazı egemen ülkeleri sıkı sıkıya korurken bazılarının
çevresinde sadece bir çizgiden ibaretti.”
“Söylememiz gerekirken sustuklarımızdan;
tavır göstermemiz gerekirken yaptığımız alık alık duruşlardan hesaba
çekileceğiz.”
Genel olarak kitabı beğendim. Sadece Hanzala’nın da neyin
sembolü olduğunu da anlatmalarını isterdim. Soykırım yaşanırken bazı kimselerin
sesinin çıkmaması, sanki bir şey yapıyormuş gibi görünüp aslında hiçbir şey
yapmayan devletleri, öldürenleri durdurulabilecek kudrete sahipken
durdurulmamasını kitap çok güzel anlatmıştı. Bu çağın en üzücü ve çaresiz
hissettiren hissi de elinden bir şeyin gelmemesi, ölenlere sayıymış muamelesi
yapılması. Çok zor bir çağa denk geldiğimizin en güzel anlatısı bu kitap. Ben severek
okudum, İsrail’in reklamını yaptığı savaş envanterinin çoğunun çok da iyi
olmadığını sadece reklamını iyi yaptıklarını, içten içe çok korkak yaratıklar
oldukları gibi nice bilgi öğrendim. Umarım sizlerde severek ve hayatınıza ışık
tutacak şeyleri örnek alarak okursunuz. ÖZGÜR FİLİSTİN için dua ederek yazımı
sonlandırıyorum, serinin son kitabında görüşmek üzere.
Hoşça kalın…



Yorumlar
Yorum Gönder