KIYMIK
KIYMIK
Yazar: Sebastian FITZEK
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 350
Değerlendirme: 10/10
Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere beni derinden etkileyen,
nefes almayı unuttuğum, bu bakış açısıyla daha önce hiç tanışmadığım, çarçabuk
okuduğum ve sonunda ağladığım, gerilim severler için muhteşem bir kitaptan “Kıymık”
tan bahsedeceğim. Kitap tahlili ve yorumuna geçmeden önce kalemine hayran
olduğum yazarımızdan bahsetmek istiyorum.
Sebastian
Fitzek 13 Ekim 1971 yılında Berlin’de dünyaya gelmiştir. Eğitim hayatının
başında Veterinerlik okusa da bitirmek istememiş ve Hukuk okumaya başlamıştır.
Hem yazarlık hem de gazetecilik yapan ve Almanya’nın en başarılı gerilim
yazarlarından biri olan Fitzek’in kitapları yirmi dört dile çevrildi ve dünyada
sekiz milyondan fazla sattı. Kitapları sinema ve tiyatroya da uyarlanan yazar,
ailesiyle birlikte Berlin’de yaşamaktadır.
“Bir insanın en büyük güç aldığı şey, aynı zamanda en hassas olan zayıf noktasıdır; yani ailesi.”
“Amaç, aracı kutsallaştırır.”
Marc Lucas’ın mutlu bir evliliği vardır. Bir gün bir
trafik kazası geçirir ve hamile eşinin ölümüne sebep olur. Bu acı duyguyla yaşamaya
çalışırken önüne bir ilan çıkar kötü anıları beyinden silecek psikiyatrik bir
deney için kişiler aranır. Marc kliniğe gider ve bu konuyla ilgili bilgi alır
ve deneye katılma konusunda daha sonra geri dönüş sağlayacağını bildirip evine
döner. Eve döndüğünde evinin anahtarı kapıya uymaz, zilin üstünde başka bir
isim yazar, telefonu bomboştur, kapıyı çaldığında ölen eşini karşısında görünce
işler iyice karışır. Kitap, sizin olan her şeyin aslında size ait olmadığını
gördüğünüzde nasıl hissedersiniz sorusunu muhteşem bir şekilde cevaplıyor.
Okurken Marc’ın yalnızlığını tüm zerrelerinizde hissediyorsunuz.
“Çoğu insan bilgiyi beyinlerine çok daha
çabuk ve kolay kaydetmenin yeni yollarını ve tekniklerini arıyor. Ama çok azı
unutmanın nasıl öğrenileceğiyle ilgileniyor.”
“Ne yapıyorsan onu ciddiye al ama kendini
fazla önemseme.”
Marc’ın kaybolmuşluk hissi çok güzel anlatılmıştı.
Çaresizce bir oraya bir buraya gidişi, bir tanıdık araması ve onu tanıyan
birini bulma çabası çok üzücüydü. Hafıza silme programını başlatmamıştı
üstelikte her şeyi hatırlıyordu ama neden hiçbir şekilde onu kimse tanımıyordu
ve her gittiği yerden kovuluyordu kitabın sonuna kadar başına gelenler ve cevap
araması nefes kesiciydi. Kendimi onun yerine koyduğumda onun kadar gerildim.
Gittiğim ve benim sandığım yerlerde tanınmamak korkunç bir his.
“Gerçek acılar daha derindeydi.”
Kitabı okuyunca aklıma sen olsaydın hafızanı sildirir
miydin? sorusu geldi. Ben olsaydım hafızamı sildirmezdim. Beni sevindiren,
mutlu eden, üzen ve öfkelendiren her neyse benimle kalmasını isterdim. Sonuçta
anılarım beni ben yapan şey değil mi? Onlardan çok şey öğrenmedim mi? Benim
karakterimi oluşturan en önemli şeyler anılarım, bu sebeple onlardan
vazgeçmezdim. Tabii bu benim gibi çok da zor bir yaşam sürmeyenler için. Ya
Gazze’deki gibi ağır acılar ve travmalar yaşayanlar, bizim hayal bile
edemeyeceğimiz acıların içinde yaşayanlar, onlar bu anılarla yaşamak isterler
miydi bilemiyorum?
“Eğer geleceği görebilseydik yaşam yolunda
yürümeye devam edebilir miydik?”
Genel olarak kitaba bayıldım. Muhteşem bir kurgu ve
muhteşem bir bakış açısı. Neler olduğunu sonuyla ilgili şeyleri yazmayı o kadar
isterdim ki ama bu çok büyük bir kopya olurdu. Okuyanlardan bu zevki almamak
adına söylemiyorum. Marc’ın yaşadıkları endişeden tir tir titrediği o anları
görünce çok üzüldüm. Hele kitabın sonunda olanlar, şu kadarını söyleyebilirim
muhteşem bir fedakârlık örneği. Bu sonu asla beklemiyordum. Ben severek okudum
umarım sizlerde severek okursunuz ve neden bu kadar beğendiğimi anlarsınız.
Umarım hiçbirimiz hiçbir zaman hafızamızı sildirecek kadar ağır bir şey
yaşamayız.
Hoşça kalın…



Yorumlar
Yorum Gönder