DİL BELÂSI
DİL BELÂSI
Yazar: İmam GAZÂLİ
Yayınevi: Semerkand
Sayfa Sayısı: 248
Değerlendirme: 10/10
Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere okumaya bu kadar geç
kaldığım için kendime kızdığım, az sözle çok şey ifade edebilmenin öneminden
bahseden, farkındalığımı arttıran, bilmeden ne çok hata yapmışım dediğim,
susmanın beni kurtaracağını bana öğreten, bu zamana kadar yanlış bir şey
istemiş miyimdir acaba diye beni düşündüren bir kitaptan “Dil Belâsı”
ndan bahsedeceğim. Kitap tahlili ve yorumuna geçmeden evvel büyük âlim ve
kıymetli yazarımızdan bahsetmek istiyorum.
İmam Gazâli, 1058 yılında İran’ın Tûs şehrinde dünyaya
geldi. Gazâli
muhtemelen okuma yazma, Kur’ân-ı Kerîm’in ezberlenmesi, dil bilgisi ve
aritmetik gibi alanlarda dönemin geleneksel ilk öğrenimini baba dostunun
desteğiyle gördü. Ayrıca gerek babasının gerekse yeni hâmisinin zühd ve
tasavvufa eğilimli ruhî yapılarının daha çocukluk döneminde Gazâli’nin manevi
hayatını etkilediğini ve ileride teşekkül edecek olan tasavvufî kişiliğini
etkiledi. Cemâziyelevvel
484’te (Temmuz 1091) vezir tarafından Bağdat Nizâmiye Medresesi müderrisliğine
tayin edilen Gazâli, buradaki çalışmaları sırasında dindarlığı ve faziletiyle
tanınan Halife Muktedî-Biemrillâh’ın ilgi ve desteğine mazhar oldu. Kaynaklarda,
Gazâli’nin dört yıl süren Nizâmiye’deki müderrislik dönemi aynı zamanda onun
kitap telifi bakımından en verimli devresi olarak gösterilir. Gazâli
daha sonra Bağdat’tan Şam’a gitti ve iki yıla yakın bir süre orada kaldı. Bu
sırada Emeviyye Camii’ne çekilerek nefsini terbiye etmek, ahlâkını
güzelleştirmek ve kalbini arındırmak maksadıyla riyâzet ve mücâhede ile meşgul
oldu; Kudüs’e gitti ve bir süre de orada inzivâ hayatı yaşadı. İḥyâʾü
ʿulûmi’d-dîn’in bir bölümü olan er-Risâletü’l-ḳudsiyye adlı eserini de buranın
insanları için yazdı. Ardından hac farizasını yerine getirmek, Mekke ve
Medine’nin bereketlerinden nasibini almak ve Resûlullah’ı ziyaret etmek
düşüncesiyle Hicaz’a gitti. Birçok eser kaleme alan Gazâli 1111 (hicri 505)
yılında doğduğu şehirde hayatını kaybetti.
“İnsan bilmelidir ki ölüm, önünde hazır beklemektedir. Kendisi de konuştuğu her kelimeden sorumlu olacaktır. Harcadığı nefesleri, onun sermayesidir.”
Kitap, dilin, malayani konuşmak, fuzuli konuşmak,
yapmacık konuşmak, sövmek ve çirkin sözler söylemek, lanet etmek, alay etmek,
sırrı yaymak, söz taşımak, gıybet etmek gibi yirmi afeti olduğunu ve bunların
insanı zarara sokacağından bahsetmiş. Dil tehlikesini ve buna karşı susmanın ne
kadar faziletli olduğunu anlatıp konuları Ayet-i Kerime, Hadis-i Şerif ve dini
kıssalarla desteklemiş. Yanlışını gördüğün bir kardeşini tenha bir yerde
uyarmak gerektiğini, uyarırken hatasını bildiğin için mutlu bir şekilde değil
üzülerek uyarmak gerektiği gibi iyi bir Müslümanın nerede nasıl davranması
gerektiğiyle ilgili uyarılar yapılmış. Bana kitabı birkaç cümleyle özetle
deselerdi önce kişinin genel olarak susması gerektiğini, kişinin kendisini
ilgilendirmeyen konularda konuşmaması ve o konularla ilgili susması derdim.
Kitabı okudukça bizi ilgilendirmeyen ne kadar konu varsa hepsiyle ilgili
konuştuğumuzu fark ettim.
“Sizden biriniz, kıyamet günü, sabahtan
akşama kadar doldurduğu, içerisinde bulunanların çoğu dünyasına ve ahiretine
fayda vermeyen şeylerle dolu olan kitabı açıldığı zaman utanmaz mı?”
“Hasan-ı Basri (ra) der ki: “Sana dedikodu
getiren, senin de dedikodunu yapar.”
Kitapta mâlâyani konuşmalardan uzak durmak gerektiği
vurgulanmış. Boş ve bize bir şey katmayacak her şeyden kaçınmak gerektiği
anlatılmış. Saatleri reels kaydırarak geçiren toplumumuz için çok önemli ve
yerinde uyarılar olmuş. Ayrıca ne konuşulursa konuşulsun nezakete uymanın
öneminden bahsedilmiş. Açık saçık ve küfürlü konuşmanın kesinlikle yasak olduğu
anlatılmış. Kitabı okudukça sosyal medyada istemeden ne kadar çok küfür ve açık
saçık konuşmaya şahit olduğumuzu fark ettim. Anlamadan bilmeden insanların
günahlarına ortak oluyoruz. Bazen sadece konuşarak gıybet ettiğimizi sanıyoruz
ancak sosyal medyada insanlar birbirlerinin gıybetini yaparken bizde onların
gıybetine ortak oluyoruz. Hiç tanımadığımız insanların gıybetini yapmış
oluyoruz. Kitapta ayrıca boş şeyler konuşmanın zararları dışında bazen bildiğin
şeyler hakkında da susup dili az konuşmaya alıştırmak gerektiği anlatılmış.
“İman itaatin, küfür ise isyanın zirve
noktasıdır.”
“Eğer sen konuşmaya harcadığın zamanı
tefekkürde kullansaydın, çoğu zaman tefekkür ettiğin anda Allah Teâlâ’nın
rahmetinin güzelliklerine ve büyük ihsanlarına nail olurdun.”
Meleklerin konuştuklarımızı her an kaydettiğini
unutuyoruz. Fark etmeden sarf edilen cümleler insanı helake sürükleyebilir. Bu
sebeple kitabı okudukça konuşma noktasında çok cesur ve korkusuzca davrandığımı
anladım. Konuştuklarımın sürekli kaydedildiği farkındalığı beni korkuttu. Ya
büyük konuştuysam ya yanlış bir şey istediysem endişesi duydum. Bu sebeple
susmanın ne derece önemli olduğunu anladım.
“Vüheyb b. Verd (ra), Ramazan Bayramı’nda
gülmekte olan bir topluluğa baktı ve şöyle söyledi: Şayet bunlar günahları
bağışlanmış kişilerse, şükredenler böyle yapmaz. Eğer bağışlanmamışlarsa,
korkanlar böyle yapmaz.”
Genel olarak kitabı çok beğendim. Bana çok şey öğretti.
Bildiğim şeyler konusunda farkındalığımı arttırdı. Kitap dinimizin ne kadar
güzel bir din olduğunu gösterdi. Çünkü dinimiz bir Müslümanın canını malını
ırzını birbirine haram kılıp onurunu korumayı emrediyor. Kişinin ortamda
bulunmadığı zamanda da arkasından konuşmayı yasaklıyor. Hatta onun hakkında
kötü düşünmeyi, kötü zannı bile yasaklıyor. İnsana bu kadar değer veren bir
dine mensup olduğum için gurur duyuyorum. Bu kitapla gurur duyacağım birçok
şeyi okumuş oldum. Ben bu kitabı severek okudum umarım sizlerde severek
okursunuz. Teoride kolay ama pratikte zor olan susmayı başarabilmemiz duası
ile.
Hoşça kalın…



Yorumlar
Yorum Gönder