HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

 

     HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

 

Yazar: J.K. ROWLING

Yayınevi: Yapı Kredi

Sayfa Sayısı: 594

Değerlendirme: 8/10

 

Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere serinin altıncı kitabı olan, kitabın sonunda neler olacağını bildiğim için kitaba başlarken üzüldüğüm, mutlu bir başlangıçtan hüzünlü bir sona yaklaşan, beni üzen bunun yanı sıra heyecanla okuduğum bir kitaptan “Harry Potter ve Melez Prens” ten bahsedeceğim. Kitap tahlili ve yorumuna geçmeden önce hayal gücüne imrendiğim kıymetli yazarımızdan bahsetmek istiyorum.

 

J.K Rowling, bol ödüllü, satış rekorları kıran Harry Potter serisinin yazarıdır. Dünyanın her yerinde hayranları olan seri 500 milyondan fazla satmış, 80 dile çevrilmiş ve gişe rekorları kıran sekiz sinema filmine uyarlanmıştır. J.K. Rowling’in hayranlarının haberler, yenilikler, makaleler ile yazarın yeni yazılarının tadını çıkarabilecekleri Pottermore adlı dijital şirketi 2012’de kurulmuştur. Yetişkin okurları için yazdığı ilk romanı Boş Koltuk 2012’ de yayımlanmış ve 2015’te BBC tarafından televizyon uyarlanmıştır. Yazarımız, çocuk edebiyatına katkılarından dolayı Britanya İmparatorluk nişanı, Fransa Legion d’Honneur Nişanı ve Hans Christian Andersen ödülü dahil olmak üzere birçok ödül almıştır.




“Ölüme ve karanlığa baktığımızda korktuğumuz şey bilinmezliktir, başka bir şey değil.”

 

Sirius’un ölümünden sonra ölüm yiyenler ülkede birçok olay çıkarmış ve saldırılara halen devam ederken Harry Dursleylerin evinde olayları takip eder. Bir gün Dumbledore’dan bir mektup alır. Dumbledore onu Dursleylerden alacağını ve bir gezintiden sonra onu Ron’un evine bırakacağını söyler. Harry, Dumbledore ile bir hocayı Hogwarts’a gelmeye ikna eder ve tatilinin kalanını Ron ve ailesiyle beraber geçirir. Okula dönünce Dumbledore ile eski anılar içinde Voldemort’un geçmişini öğrenir. İksir dersinde kitaplıktan ödünç aldığı melez prensin kitabıyla dersin gözdesi olur. Diğer yandan Malfoy’un şüpheli hareketleri gözüne çarpar. Okul başlayıp bitene kadar Harry’nin şüpheleri hiç bitmez ve acı bir olayla şüphelerinde ne kadar haklı olduğunu anlar.

 

“İnsanlar haklı değil de haksız olanları çok daha kolay bağışlarmış.”

 

Kitabı okurken Harry’nin çok takıntılı olduğunu düşündüm. Bir önceki kitapta Voldemort’un rüyalarına kafasını çok takmıştı. Arkadaşları, öğretmenleri buna kafa yormaması gerektiğini defalarca söylemişti ama o bundan hiç geri durmamış ve bu takıntısı Sirius’un ölümüne sebep olmuştu. Bu kitapta da Malfoy’a kafasını çok taktı arkadaşları, öğretmenleri hatta Dumbledore bile bu konunun önemsiz olduğunu söylese de dinlemedi. Bunlar olurken ben de kendi kendime ‘bir kere de akıllan ve hocalarını dinle, demek ki önemli bir şey yok, her şey kontrol altında azıcık yaşananlardan ders al’ gibi sözlerle sinirimi belli ediyordum. Ta ki Malfoy ihtiyaç odasından ölüm yiyenleri sokana kadar. Gerçekten de bu sefer Harry haklıymış dedim. Tabii keşke haklı olmasaydı da Dumbledore yaşasaydı.

 

“Voldemort kendi en büyük düşmanını kendi yarattı, tıpkı her yerdeki despotların yaptığı gibi! Despotların, ezdikleri insanlardan nasıl korktukları hakkında hiçbir fikrin var mı? Hepsi de çok sayıdaki kurbanları arasından bir gün mutlaka birinin çıkıp ayaklanacağının, onlara karşılık vereceğinin farkındadır!”

 

Kitabı okurken şaşırdığım çok fazla yer oldu. Aslında serinin başından beri süregelen bir şaşkınlığım var. Her zaman filmlerin kitapla aynı olduğunu ve yeterli olduğunu düşünürdüm ama asla öyle değilmiş. Filmler hiçbir şey anlatmıyormuş. Kitapları okudukça filmler gözümde çok eksik kaldı. Voldemort’un okula gelip Dumbledore’dan öğretmen olmak için izin istediği sahneye çok şaşırdım. Ginny’le Harry arasındaki ilişkide ilk adımı Harry’nin atmasına da çok şaşırdım. Kitaptaki Ginny’yi filme doğru şekilde yansıtabilselerdi daha sevilen bir karakter olurdu (ben sevmiyordum). Filmde Harry’ye hayran olan sessiz silik bir Ginny vardı, kitapta da öyle olacağını zannediyordum ama hiç öyle olmadı. Ginny’ye alışan, onunla vakit geçirmekten keyif alan ve yokluğunda onu özleyen Harry’di. Bu şartlar altında sevgili olup evlenmelerine çok şaşırmadım, filmdeki gibi durup dururken Ginny’yi seven ve onunla evlenen Harry çok şaşırtıcıydı.

 

“Çok zor” dedi sonunda Harry, alçak sesle, “onun bir daha bana yazmayacağını bilmek.”

 

“Aşkı imal etmekte taklit etmekte imkânsız.”

 

Genel olarak kitaba bayıldım. Severek ve hızla okudum. Keşke Dumbledore ölmeseymiş. Ölümüne çok üzüldüm. Çünkü bu kitapta Harry’le birlikte biz de onunla çok vakit geçirmiş olduk. Ateş kadehi kitabının sonunda keşke bir uyarı olarak ‘Dikkat bu kitap itibariyle ölümler başlamıştır, lütfen üzülmeyiniz ve alışmaya başlayınız’ gibi bir uyarı vermeliydiler. Cedric öldüğünden beri yüzümüz gülmedi. İşin şakası Dumbledore’un ölümü beni kitaptaki karakterlerden daha çok üzdü. Karakterler ölümler karşısında çok soğukkanlı. Nasıl bu kadar soğukkanlı oluyorlar anlam veremedim. Aslında Dumbledore öleceğini bildiği için Harry’e her şeyi anlatmış. Neyin ne olduğunu, bunca şeyin niye başına geldiğini, bundan sonra neler yapması gerektiğini tek tek anlatmış. Harry’nin yolunu çok kolaylaştırmış. Bunca güzel bir yol arkadaşlığından sonra ölmesi çok üzücüydü. Beni bu seride okumaya teşvik eden en önemli şey Dumbledore ve onun öğütleriydi. Neyse ki o öldükten sonra sadece bir kitap var. Dumbledore olmadan Hogwarts’ın akışını okumak çok üzücü olurdu. Ben kitabı severek okudum umarım sizde severek okursunuz. Serinin son kitabında görüşmek üzere.

Hoşça Kalın…

Yorumlar

Popüler Yayınlar