KAMELYALI KADIN
KAMELYALI KADIN
Yazar: Alexandre DUMAS (FILS)
Yayınevi: İş bankası
Sayfa Sayısı: 234
Değerlendirme: 6/10
Hoş geldiniz, bu yazımda sizlere sancılı bir aşk
hikâyesini anlatan, Monte Cristo Kontu’nun yazarı Alexandre Dumas’nın oğlu
tarafından yazılan ve kendi hayatından esinlenerek yazdığı bir eser olan, sonu
belli bir bölümden sonra tahmin edilebilen ve klişe barındıran bir kitaptan “Kamelyalı
Kadın” dan bahsedeceğim. Kitap tahlili ve yorumuna geçmeden önce
yazarımızdan bahsetmek istiyorum.
Alexandre Dumas Fils, 27 Temmuz 1824'te Paris'te doğmuştur. Ünlü
yazar Alexandre Dumas'nın oğludur. En ünlü eseri, henüz 24 yaşındayken yazdığı
ve kendi hayatından izler taşıyan Kamelyalı Kadın romanıdır. Bu eser 1852'de
oyunlaştırılmış ve büyük başarı kazanmıştır. Dumas fils, babasının edebi üretkenliğine sahip olsa da
toplumsal sorunlara odaklanan daha gerçekçi bir tarz benimsemiştir. Özellikle 1850'lerden sonra toplumsal yozlaşma,
fahişelik, evlilik ve para gibi konuları işleyen didaktik oyunlara yönelmiştir.
1874'te Fransız Akademisi'ne kabul edilmiş ve 1894'te Légion d'honneur nişanı
almıştır. 27 Kasım 1895'te Marly-le-Roi'da hayatını kaybetmiştir.
“Mutlu olduğunu bilmeyen ne kadar mutlu insan var!”
“Saygıyı
aileye, hoşgörüyü bencilliğe indirgemeyelim.”
Kitap, genç hukukçu Armand
Duval’ın aşkından bahseder. Armand, Marguerite Gauiter denen ünlü kurtizana
âşık olur. Kadın birden fazla sevgilisi olan basit bir kadındır. Armandla
tanıştıktan sonra geçmişine silgi çeker ve mutlu bir hayat sürerler. Armand bu
mutlu hayatın herhangi bir sebeple bozulmasından endişelidir. Korktuğu başına
gelir ve ikisi için güzel giden bu mutlu hayat Armand’ın babasının şehre
gelmesiyle tamamen değişir. Babasının Armand’a ricası üzerine mutlu günleri
artık tamamen geçmişte kalmıştır.
“Ama ben her
şeyin az da olduğuna inananlardanım. Çocuk küçüktür, ama büyük adam onun
içindedir; beyin daracıktır, ama düşünceyi içine alır; göz bir noktadan öte bir
şey değildir, ama fersah fersah uzamları kucaklar.”
Armand, bu aşkın ona zarar
vereceğini ya da yanlış bir şeyler yaptığını biliyordu. Bu sebeple sürekli
olarak bir şeylerle meşgul olarak aklının konuşmasına, doğruyu sürekli olarak
kendisine hatırlatmasına fırsat vermedi. Aklı ve kalbi arasında kalmış, kalbini
seçerek aklına ihanet etmeyi tercih etmiş biri oldu. Eğer aklını seçmiş olsaydı
bu aşkın onu farklı kötülüklere iteceğini hissederdi. Gidip kumar oynamaz,
başkalarının parasını yemeyi normalleştirerek gittikçe onursuz bir hayat
sürmezdi. Bu görünürde çok mutlu ama içten içe Armand’ı tüketen aşkı seçmekle
hayatının hatasını yapmış oldu.
“İnsanın
bilmediği bir acıyı yatıştırması her zaman güçtür.”
Bence klasiklerin
klasikleşmesinin sebebi yüzyıllar geçse de aynı hisleri yaşatabiliyor olmaları.
Yüz küsür yıl önce yazılmış bir romanda hissedilen ve anlatılan duyguları şu
anda benim de hissediyor olmam ne garip. Yıllar yıllar geçse de duygular hep
aynı kalıyor. Bu yüzden klasik okumayı çok seviyorum, hissettiğim bir duyguyu
yüzyıl geçmişte biri daha hissetmiş bunu okumak çok zevk verici.
“Daha dün
ruhlarının yalnızlığında hasta odalarının loşluğunda çarçabuk ölmeyi
arzulayanlar, başkalarının yaşamını ve mutluluğunu görünce nasıl da yaşamak
istiyorlar?”
Genel olarak kitaba
bayıldım diyemeyeceğim. Güzel akıcı bir aşk romanı olsa da birçok klişeyi
barındırıyordu. Kitabın bir kısmını okuduktan sonra sonunu tahmin edebildim ve
tahminimin aynısı da çıktı. Bence bir kitabı eşsiz yapan onun tahmin
edilemezliğidir. Sonuyla şaşırtınca daha akılda kalıcı olur. Bu sebeple bu
kitap vasatın altıydı benim için. Ben merak ettiğim için okudum sizlere
muhakkak okuyun diyemeyeceğim. Okumazsanız çok bir şey kaybetmezsiniz. Yine de
kararı siz değerli okurlara bırakıyorum ve doğru insanı sevmeniz duası ile
yazımı sonlandırıyorum. Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.
Hoşça kalın…



Yorumlar
Yorum Gönder